Ordu Güncel :   DEĞERLİ ÜYELER, SEVGİLİ ARKADAŞLAR; RAMAZAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER, BAYRAMIN SİZE VE TÜM İNSANLIĞA HUZUR, MUTLULUK VE ESENLİKLER GETİRMESİNİ TEMENNİ EDERİZ .  DERNEK YÖNETİMİ
Hakkımızda
Kurumsal Yapı
Üyelik
Faaliyetlerimiz
Ordu Kültür Ödülleri
Duyurular
Haberler & Duyurular
Projeler
Yayınlar
Resim Galerisi
Basında Derneğimiz
Burs Sistemi
Ordu Kültürü
Turizm
Spor
Kültür ve Sanat
Ordu ile İlgili Bilgiler
Yerel Etkinlikler
Anketler
Sizce Ordu nun En Önemli Sorunu Nedir?










Ziyaretçi Bilgileri
Aktif Ziyaretçi Sayısı 000000004
Günlük Ziyaretçi 000000039
Toplam Ziyaretçi 000488626
1 / 145 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 40 70 110 140 > >>
Sayfadaki Kayıt Sayısı: 
FINDIK GÖÇERLERİNE 5 YILDIZLI KONAKLAMA YERİ Devamını Oku »

FINDIK GÖÇERLERİNE 5 YILDIZLI KONAKLAMA YERİ
Ordu’da her yıl Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden Karadeniz Bölgesi'ne fındık toplamak için gelen fındık işçilerinin her türlü ihtiyacın düşünüldüğü konaklama yeri yapılıyor. Geçmiş yıllarda üzerinde büyük tartışmaların yaşandığı konaklama yeriyle ilgili yaklaşan yeni sezon öncesi büyük aşama kaydedildi. Ordu Valiliği koordinatörlüğünde çeşitli kurumların ortak çalışması sonucu Uzunisa’da futbol sahasının bulunduğu alanda fındık göçerlerinin her türlü ihtiyacının düşünüldüğü konaklama yeri hazırlanıyor. Tüm insanı ihtiyaçların düşünüldüğü konaklama yerinde tuvalet, banyo, çocuklar için oyun parkı ve ekmek pişirme yerleri dahi bulunuyor. Çalışmaların bir süredir devam ettiği alanın 5 gün içerisinde tamamlanması planlanıyor. Konaklama yerinde incelemelerde bulunan Ordu Valisi Orhan Düzgün, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Vali Yardımcıları Ömer Adar ve Mustafa İmamoğlu’ndan bilgi alan Ordu Valisi Orhan Düzgün, konaklama yerinin tüm insani ihtiyaçların düşünüldüğü insan onuruna yakışır bir konaklama yeri olacağını söyledi.
DEREYATAĞINDA KONAKLAMA DEVRİ BİTTİ
Konaklama yerinin üreticilerle direk bağlantı kurarak gelen işçiler için değil günlük iş bulmak için gelen göçerler için hazırlandığını ifade eden Vali Düzgün,”Bu yıl rekoltenin yüksek olmasını bekliyoruz. Ülke geleninde 600 bin Ordu’da ise 200 bin ton civarında bir rekolte bekliyoruz. Bilindiği üzere her yıl dünyanın fındık başkenti olarak kabul ettiğimiz Ordu’ya fındık toplamak için doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden çok sayıda fındık işçisi geliyor. Bu işçiler genel olarak bahçe sahipleri ile bağlantılar kurarak direk olarak hiçbir yerde konaklamadan bahçelerde çalışıyorlar. Bahçe sahipleri de kendi işçilerini kendi buluyor. Her yıl yaklaşık 6 bin fındık işçisi bahçelerde çalışmak için ilimize geliyor. Bu işçilerin yüzde 80 civarında direk bahçelere gidiyorlar. Tabi gelenler içerisinde günü birlik işler arayan vatandaşlarımızda var. Bunlar geçmiş yıllarda dere yataklarında kaldılar. Büyük sıkıntılar yaşandı. Bu yıl bunun önüne geçeceğiz” diye konuştu.
HER TÜRLÜ İHTİYAÇ DÜŞÜNÜLDÜ
Geçmiş yıllarda yaşanan sıkıntılar göz önünde bulundurularak hazırlanan konaklama yerinde her türlü ihtiyacın düşünüldüğü belirten Ordu Valisi Orhan Düzgün,”Ancak bu yıl farklı olarak 24 Mart’ta geçici fındık işçileriyle ilgili Başbakanlık genelgesi yayınlandı. Yaşam şartlarının düzeltilmesiyle ilgili yayınlanan genelgeye göre bizlerde çalışmalar yaptık. Bizde yaptığımız değerlendirmeler sonucunda konaklama yeri olarak Uzunisa’ya karar verdik. Yapılan konaklama yerinde her türlü insanı ihtiyaç düşünüldü. Burada bulaşık ve çamaşır yıkamak için lavobolar, tuvalet, banyo, ekmek pişirme yerleri gibi birçok kabinler yapıldı. 5 gün içerisinde çalışmaların tamamlanmasını planlıyoruz. Konaklayacak işçiler gelmeden önce çevre düzenlemesi yapılacak. Ancak burası sürekli konaklanacak bir yer olmayacak. Ziraat odası ve tarım il müdürlükleriyle işçi ihtiyaçlarıyla ilgili detaylı çalışmalar yapıyoruz. Büyük ölçüde bu çalışmalarda tamamlandı. İş bulan işçilerin çalışacakları bahçe sahipleri tarafından konaklama ihtiyaçları karşılanacak. Ayrıca konaklama yerinde kalan işçiler için sağlık taraması da yapılacak. Hemen burada bir cami ve kullanılmayan bir okul var. Gönüllü öğretmenler ile yaz mevsimi olmasına rağmen çocuklara eğitim verilecek. Belediye’de ramazan boyunca konservatuar aracılığıyla eğlenceler düzenleyecek” diye konuştu.
Vali Düzgün ayrıca talebin artması halinde yaşanabilecek yer sıkıntısı ihtimali üzerine Uzunisa futbol sahasının kuzey kısmında bulunan alanında kullanılmak üzere düzenlendiğini sözlerine ekledi.

Oluşturma: 2010-07-23 19:05:01 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-23 19:05:01 Bu içerik 185 kez görüntülendi.
ANTALYA TAŞ HEYKEL FESTİVALİ İLE YARIŞIYORUZ. Devamını Oku »

Ordu 1. Taş Heykel Sempozyumu Yapımcısı, Aydın Altunöz:
ANTALYA TAŞ HEYKEL SEMPOZYUMU İLE YARIŞIYORUZ
2 Temmuz Cuma günü başlayan ve kentin farklı yerlerine yerleştirilecek 11 heykeltıraş tarafından 11 tane farklı heykelin yapıldığı 1. Uluslar arası Taş Heykel Sempozyumu son günlerine girdi. Ordu Lisesi karşısı Fuar alanında yapılan organizasyonda eserlerin son aşamaları tamamlanıyor.
Yapımcı Aydın Altunöz, 22 Temmuzda sona erecek olan ve Ordu’da hatta Karadeniz’de ilk kez yapılan Taş Sempozyumu hakkında Antalya Taş Heykel Sempozyumu ile yarıştıklarını belirtti. Hatta onlardan daha iyi bir organizasyon içinde bulunduklarını ifade ederek, onlar sanatçılarını okulların yurtlarına ağırlıyorlar, yemeklerini tabldotlarla veriyorlar, biz ise yıldızlı otellerde misafirlerimizi ağırlıyoruz, değişik mekânlarda onlara yemek yediriyoruz.” dedi. “ Proje yapımcısı benim ama uygulayıcı Ordu Belediyesi’dir. Destek aldığımız kurum ve kuruluşlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’dır.” diyerek sözlerine başlayan Altunöz, sempozyum ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:
ÜNTAŞ, BUNDAN SONRAKİ SEMPOZYUMLARA DA SPONSOR OLACAK
“Ayrıca ÜNTAŞ bize hiçbir ücret söz konusu yapmadan 60 ton taş verdi. ÜNTAŞ’ın yetkililerine büyük teşekkür ederiz. Bundan sonraki Ordu’da yapılacak bütün taş ve heykel sempozyumlarına sponsorluk yapmayı kabul ettiler. Bu büyük bir hareket. Ordu’da ÜNTAŞ gibi Ordu’nun tanıtılmasına bu büyüklükte katkı yapabilecek bir kurum, kuruluş varsa onlara da aynı saygıyı gösteririz biz. Ve biliyorum ki maliyet hakkında, bütçe bakımında ÜNTAŞ’ın çok fazla üzerinde mali gücü olan kuruluşlar var. O kuruluşlarında Ordu’nun tanıtımında en az ÜNTAŞ kadar taşın altına elini koyması gerekir. İnşallah bir dahaki yıllarda diğer firmalar Ordu’nun tanıtılmasına katkı sağlarlar.”
1998’DEN BERİ TURİZM MERKEZLERİMİZİ TANITIYORUZ
Aynı zamanda Greenart Temsilcisi olan Aydın Altunöz, Greenart’tan ve çeşitli organizasyonlardan da bahsederek sözlerine şöyle devam etti: “Greenart, çevreci bir grup, içinde gönüllülük var gönüllülük esas olduğu için siyaset ve ticaret yok. Sadece çevreyi koruyan barıştan yana olan. Sanatla dünyaya duyurmayı hedefleyen bir grup. Bu grubun içinde başka vakıf. Derneklere üye olan da var. Barışçıl, çevreci bir grup. Gençlerin savaşarak yaşamasını istemiyoruz. Bu dünya savaştan çok bıktı. Biz 1998’den başlayarak turizm merkezlerimizin tanıtımı için gönüllü birliktelik oluşturduk. Bu gönüllü birlikteliğin içerisinde Ordulu olmayan çok sayıda arkadaşlarımız var. Bunların içerisinde en önemlisi genel merkezi Ankara’da olan fotoğraf Sanat Kurumu’dur.
TOPÇAM’A DAHA ÇOK AĞIRLIK VERDİK
Bu fotoğraf sanat kurucu başkanıdır. Yani Sarıkoç adında birisi. Doğa aşığı bir arkadaşımızdır. İlk kez onun gurubuyla başladık. Turizm merkezimize geldiler ve biz onları konuk ettik. 28 kişi geldiler. Çıkıldığından sahilin ve denizin görülebildiği kadar bir zirve var biz o zirveye çıktık ve orada fotoğraflar çektik ve birçok zirvede daha. Bu fotoğraflarla biz Ankara’da gösteriler düzenledik ve fotoğraf dünyasında bu insanlar Topçam da neresi diye merak etmişler. Topçam dediğimiz zaman aklımıza birçok zirvesinin etrafındaki beş yayla da gelmektedir.
GELİN GİBİLER
Bu yaylaların her biri tertemiz yeni bir gelin gibi insanlara sunulmayı bekletiyor. Her birinin güzelliği diğerini kıskandıracaktır. Ama biz onları herkese duyurmak istemiyoruz. Herkesi götürmek istemiyoruz. Kirletirler. Onlara biz gözümüz gibi bakıyoruz. Bu nedenle biz bu bölgelerin tanıtılmasını ve korunmasını yaparken çabayı biraz yüksek tuttuk. Bu bölgeyi tanıtırken sanatçılardan fayda sağlamanın daha iyi daha etkili bir yöntem olduğunu düşündüm. Hangi sanatçılarla tanıtalım diye çok düşündük. En kolayı ve en yaygını fotoğrafçılık. Bu nedenle fotoğraf sanatçılıklarıyla başladık. Bu çok sayıda fotoğraflar sergileri düzenledik. En sonuncuyu geçtiğimiz yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle yaptık. Geçtiğimiz 24 Aralıkta da Ankara’da Ordu’yu tanıtan en cesur tören sergisiydi. Yani bu yerleri tanıtmak, bu turizm merkezini tanıtmak sanat ve sanatçı aracılığıyla olursa daha anlamlı olur düşüncesiyle başladık. Sonra yaylada yine ilk kez ahşap alanında bir yaptık ve Orduda sergiledik. Eski valilerimizden biriside destek çıktı bize sağ olsunlar. 3 kez yaylada ahşap sempozyumu tabi uluslar arası değildi ulusaldı.”
“BİZ BU HELVAYI YAPARIZ”
“Bunların ardından dedik ki kültür ve turizm bakanımız Ordulu, Valimiz kültür ve turizm bakanlığından gelmiş. Belediye başkanımız kültür ve sanata çok yakın bir insan. Peki, şimdi un var şeker var biz dedik bu helvayı yaparız.” düşüncesiyle yola çıktıklarını ifade eden Altunöz, “Türkiye’nin doğallığını koruyabilmiş tek şehri Ordu’dur. Böyle bir il merkezinin sahili de idealdeki gibi planlanmış ve düzenlenmiştir ve halen düzenlenmektedir. Sayın belediye başkanımıza bu kadar güzel sahil şeridini biz de 2 metrelik dev taş heykellerle süsleyelim dediğimde bana ‘’Tamam Aydın Hoca yarın başla’’ dedi. Kendisine teşekkür ediyorum. Böyle bir görevi bana verdiği için mutluyum.
6 AYLIK SÜREDE 72 SANATÇI ARASINDAN 11 KİŞİYİ SEÇTİK
Bizde kolları sıvadık. 6 aylık süren bir çalışma sonucu 72 sanatçı arasından 11 tanesiyle anlaşarak bu organizasyonun çalışmalarına başladık. Bizlerle beraber buraya gelen 7’si yabancı 11 sanatçı Ordu’da çok sıcak bir ilgi gördüler. Hem belediye başkanlığı tarafından ve hem halk tarafından. Yani çalışılan mekâna gelip de dakikalarca tozun içerisinde heykel yapan insanları seyreden insanlar, gençler vardı. Bu tür sempozyumların niteliği kapalı alanda yapılması zor gibi. Taş heykel sanatı açık havada yapılır. Ama belediye başkanımız bize güneşten ve yağmurdan koruyacak şekilde korunak yaptı. Bu tür korunaklar bizden sonraki benzer etkinlikler de belediyenin demirbaşı olarak kullanılacak.” Tabi biz burada başarılı olursak, sanat meselelerinde halkın güvenini kazanırsak, halk isterse hangi belediye başkanı olursa olsun bu tip organizasyonlar devam eder. 1.sini gerçekleştirdiğimiz Taş Heykel Sempozyumu Geleneksel hale gelir.
SANATÇILARIN LÜKS OLAN İHTİYAÇLARI İLE DE İLGİLENİLDİ
Bundan dolayı burada sanatla ve sanatçıyla halkı yan yana getirmek yani böle biz belediye başkanları biliyoruz ki ‘’sanatına tükürürüm’’ falan diyorlar. Belki ağzından kaçmıştır. İnşallah yanlışlıkla söylemiştir. Ama yanlışlıkla olduğunu da beyan etmemiştir kendisi. Ama bizim belediye başkanımız o tozun toprağın içerisinde geldi, sanatçılara her türlü ihtiyaçların karşılanmasına rağmen lüks ihtiyaçlarımızın bile karşılanması için yardımcı oldu. Yani böyle belediye başkanı Allah ötekilere de nasip etsin. Tabi temennimiz bunlar. Belediye başkanımızın sözü var 2.ye daha büyüklere ve daha mükemmelleri için şimdiden beni görevlendirdi. Ama şunu söyledi 2.yi yapacağım dedi.
GÜZEL SANATLAR LİSESİ HEP BURADAYDI
Orduda bir Güzel Sanatlar Lisesi var. Biz bu Güzel sanatlar kurulduğundan bu yana birlikte bir takım sanatsal etkinliklere başkanlık ettik. Başta Osman beye teşekkür ederim. Öğrenciler açılıştan bugüne kadar aralıklı zamanlarla geldiler. Biz onlara dedik ki siz de elinize çekici alın taşla bir yan yana gelin. Bunu sağlayacağız. Bunun dışında halktan insanlar da geldi.
HALKIN ELİNE ÇEKİÇ VERECEĞİZ
Hatta mesleği eczacı olan bir bey geldi. Ben de yaparım dedi. 6 tane kaya taş var onları halktan sıradan insanlara alın çekici elinize bakalım bir başlayın şunun kenarından diyeceğiz. Nasıl olursa içinden ne çıkarsa bakacağız. Son haftada bunu yapmayı düşünüyoruz. Ellerine çekici vereceğiz gönüllerince geçtiğince heykel çalışması yapsınlar. Kendilerini göstersinler.”
ULUSLAR ARASI EDEBİYAT ORGANİZASYONU BENİ ÇOK HEYECANLANDIRDI
Ordu Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünün gerçekleştireceği ve Şinasi Tepe’nin de başında bulunduğu bir organizasyondan da söz eden Altunöz, açıklamalarına şöyle devam etti: “Ordu Belediyesinin öncülük ettiği bir edebiyat organizasyonuna hazırlanılıyor şu aralar. Bu beni ordu adına çok heyecanlandırdı. Uluslar arası bir organizasyon olacak. Şinasi Tepe bunun başını çekiyor. Ordu’da yapılacak bu tip sanatsal faaliyetler Ordu’nun tanıtımı bir turizm merkezi olması adına çok iyi adımlar olacak. Belediye’nin kapanmayan 100 yılı aşkındır süre gelen bir tiyatrosu var.
ORDU, BU POTANSİYELE SAHİP
Ordu, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosunun yaşamasını sağlıyorlarsa, bu şehirde Taş Heykel sempozyumunu, buraya gelip de izleyen insanlar varken, o tozun toprağın karşısında hiç yakınmayan insanlar varsa Ordu halkı bu sanat organizasyonlarının ve turizm kenti olmanın yükünü taşır. Ordu şehri bu tarz organizasyonları içinde barındıracak her türlü birikime ve hevese sahip.
KENDİMİ SANATA ADADIM
Ömrümün son çeyreğini yaşıyorum kendimi bu işlere, sanata adadım. Ordu halkını bu tip organizasyonlarla buluşturmak yerinde olacaktır, buradaki insanlara belki bunlar az bile gelecektir.
ÇAMBAŞI’NA ARKADAŞLARIMI GÖTÜRMEYE UTANIYORUM
Son olarak yaptıkları organizasyonlardan, sanatsal faaliyetlerden de bahseden Aydın Altunöz, “Yeşilçam Topçam yaylalarını tanıtalım derken bir projede geliştiriyoruz. Rize’nin Ayder’i, Giresun’un Kullakkaya’sı var, Ordunun nesi var. Ordunun Çambaşı Yaylası var, ben arkadaşlarımı götürmeye utanıyorum. Daha yeni Ordu Topçam arasındaki dere yolunu 28 km ye 13 tünel yapıldı. Ve oraya 1,5 saatte gidiyoruz. Asfalt yapıldığında da yarım saate düşecek. Topçam Barajı su topladı. Kocaman bir baraj gölü var bu baraj gölünde de kayıklar var 22 tane karabalıkçı orayı yurt edinmiş Ordunun bundan haberi yok. Ordunun Uzungölünü Ordunun Ayderini Ordunun Uzungölünü yapacağız. Orduda bir Topçam barajı Yeşilce Topçam yaylaları turizm merkezi var.
EN BÜYÜK TURİZM MERKEZİ
45 dakikada insanlar piknik yapabiliyorsa orada çocuklarıyla top atlayıp çiçek topluyorsa Ordunun geleceğindeki en büyük turizm merkezini yaratmış olacağız. 45 dakika ulaşabileceği kocaman bir baraj golü Karadere deresinde 15 tane irili ufaklı şelale. Kimsenin haberi yok. Hemen öbür tarafta iki mağara bu mağaralar meta tarafından tescil edildi. Hemen öbür tarafta iki tane Ortodoks Kilisesi. Hala duruyor ve Kültür Bakanlığından tescilli.
YAMAÇ PARAŞÜTÜ OKULU YAPMAK İSTEDİLER
Halen dünya yamaç paraşütü olimpiyatları düzenlenebileceği güzellikte. Bir Eriçok zirve var. Bu benim sözüm değil. Cenap diye Ordulu bir paraşütçü, uçtular onların verdiği rapordur. Onları da davet ettik o bölgeyi yamaç paraşütü okulu yapmak istediler. Ama elektrik direklerini dikince vazgeçildi.” dedi.

Oluşturma: 2010-07-23 17:39:56 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-23 17:39:56 Bu içerik 134 kez görüntülendi.
M .SITKI CAN 'A ARMAĞAN 2 Devamını Oku »

Ordu Kültür ve Eğitim Tarihinin unutulmaz adı:
M. SITKI CAN’A ARMAGAN
Hazırlayan: İbrahim DİZMAN
Bölüm III
ÜÇÜNCÜ KURULUŞ MERKEZİ
ORDU
Bugünkü Ordu82 460 m. yüksekliğindeki Boztepe'nin eteğindedir. Şehir düz bir alan üzerindedir. Yalnız mahalleler adı geçen tepenin yamaçlarında yer alır. Sırtlara sıralanan beyaz evler, uzaktan ve denizden bakanlara birer sedef ve inci hissini verir. Ordu bu kadar güzel, bu kadar şirindir. Bu güzellik biraz da genç oluşundandır. Çünkü Ordu yeni bir şehirdir. Bu yeni şehrin temellerini atanların çocukları bugün aramızdadır. Bu ihtiyarlar birer canlı belgedirler. Bunlardan Or¬du'nun dününe ait pek çok şeyler öğrenmiş bulunuyoruz.
82 Şehrin ilk adı Bucak 'tır. Yeni kasabaya bu isim, Bayramlı 'nın bir köşesinde kurulmasından veril¬miştir. Fakat bu isim sonradan Ordu adına çevriliyor. Bu çevrilişe ait bazı söylentiler vardır: Güya bura halkının Hatay ilinin sınırları içindeki Ordu 'dan geldiklerinden sonradan Bucak'ta konakla¬dığını, yeni kasabaya Ordu adı bundan dolayı verildiğini veya Bucak ardı (arkası) sözünün değişik bir şekli olduğunu söylüyor/arsa da bu rivayetlerin hiç biri gerçeğe yakın değildir. Doğrusu Vital Guinet ve Onnik Efendi 'nin eserlerinde bulunuyoruz. Vital Guinet 'yi tamamlayan Onnik Efendi, Bayramlı bölgesinde türiyen Şeyh ve Kadıoğulları 'nın İslahı için Samsun 'dan bu bölgeye gelen Osman Paşa 'nın bugünkü şehre yakın bir yerde konakladığını yazar. Askerler, gündüz Şeyh ve Ka¬dıoğulları 'nı takip eder. Akşama yakın da birbirlerine: Haydi Ordu 'ya (Ordugaha), haydi orduya diye seslenir/ermiş. Orduya sözü az zamanda o kadar yayılmış ki, birbirlerine rast gelenler: Nere¬den geliyorsun? -Ordudan. Nereye gidiyorsun?-Orduya diye cevap verirlermiş. Zaman zaman kah Bucak, kah Ordu adını alan yeni şehir, en çok yaygın olanı kendine ad almış. Gerçek olan da budur. İki yıl önce ölen 78 Tık Niyazi Baba da N.S. Mayda ile konuşmasında aynı olayı teyit etmiştir.
YANGINDAN ÖNCEKİ ORDU
Ordu'nun kuruluş merkezi Fidangor'dur.83 Şehrin ilk temel taşlan bu bölgedir. Küçük bir koy olan, karayel rüzgârına karşı limancık vazifesi gören bu bölgeye fırtınalı havalarda sık sık kayıkçılar uğrarmış. Bu sebepten bu civarda tek tük kayıkçı kulübeleri gözükmeye başlanmış. Bu binaları Selimiye, Saray, Taşbaşı mahallelerindeki evler takip ediyor. Hamle durmuyor. Günden güne de¬ğerini kaybeden Bayramlı'dan göç edenler ormanlık, çalılık, tikenlik temizleme¬ye, düzene sokmaya savaşıyorlar. Bataklıklar kurutuluyor. Azim ve irade o kadar kuvvetli ki az zamanda ortaya bir kasabacık çıkıyor. Bu şehirciğin adı Bucak'tır. Yeni şehrin bu ismi, Bayramlı’nın bir köşesinde bulunmasındandır.
Elde mevcut 1299 (1818) tarihi¬ni taşıyan belgeye göre Bucak Bayramlı kazasına bağlıdır. Belge bugünkü orta¬okulun önündeki İbrahimbey Camisin¬den bahsetmektedir. İbrahimbey'in yap¬tırdığı bu cami zamanla harap olmuş, hayır sahiplerinden Ali bin Abdullah tarafından tamir edileceğinden bahse¬dilmektedir.84 Cami, bir topluluğun ge¬rektirdiği zaruri binalardandır. Şehir tü¬remeden cami olamaz. Belgeye nazaran caminin tamirine lüzum hasıl olmuş. Bir yapı en az 40-50 yıl içinde kullanılamaz duruma düşer. Bu binanın kuruluş tari¬hini hesaplamak için tahmin ettiğimiz yıllar kadar geriye gitmemiz gerekir. Bu çıkarma ile 1778 rakamını elde ederiz. Bu caminin tahminen kuruluş tarihidir. Şehir ile caminin yapılışı arşından en az 10 yıl kabul edersek 1768'i buluruz. Bu da şehrin kuruluşunu gösterir. Vital uuınerv, UİUİİK cıenuı bu tarihi 1800 olarak kabul etmektedir, fakat yanılıyorlar. Çünkü açıkladığımız
83 Bu kelime Rumca 'dır. Halkın dilinde kökleşmiş durumdadır. 84 Bu belge, İslami eserler bölümündedir.
85 Ordu mütesellimimiz hamiyetlü HurşitAğa zide kadruhu inha olunur ki Varende-i tezkere Şıhman zade Ahmet Ağa ötedenberi tarafımıza taallûk ve mensubiyette bulunarak hanesinde ikamet. Ber mucibi tezkere amel ve hareket eyliyesiz. Esseyt Osman, vali ayalet-i Trabzon. Sene 1294-1833 86 Fransızdır. 1880 yılı içinde Türkiye'yi gezmiş. Gördüklerini (Geographi administrative de L'asie mineure) adlı değerli kitabında toplanmıştır. Bu bölge hakkında oldukça geniş malumat verir. 87 Buna ait malumat ileriki sayfalardadır belge bizi daha gerilere götürmek¬tedir. Belgeye dayanmayan 1800 rakamı gerçek değildir. Kuruluşu bu kadar yakın olan şehir az zamanda gelişiyor. Vital'a göre: 1875 tarihine kadar Ordu 350 evlik küçük bir kasaba halini alıyor. Onnik Efendi bu evlerin 120'sini Ermeni evi olarak göstermektedir.88 Bucak'ın sür'atla yayılıp gelişmesi asıl 1875'ten sonra baş¬lar. Bu gelişmeyi dışardan gelenler sağlıyor. Onnik Efendi'ye göre kasabanın yeni konukları Perşem¬be'den (Efirli Bölgesi), Tamzara, Şebinkarahisar, Hemsin, Tokat'tan, 18877'de de Batum'dan Gürcü¬ler'dir. 1882'ye kadar Ordu olduk ça serpilmişti. Fakat şehrin sokak lan dar, binaların çoğu ahşaptı. C çağı bilenler aramızdadır. En geniş cadde iki metre kadar. Ara sokak Iardan yan yana iki kişi geçemez miş. Dr. Sıtkı Yener'm oteli ile karşısındaki kahve, çapulacı dükkânı imiş. Birbirine yakın olan bu dükkânlar arasına çıraklar ip gerer, geıen geçene oyun yapariarmış. Caddeler çakıl taşlarıyla döşeli olup, yağmurlu havalarda batak halini alırmış.90
88 Onnik 'te milliyet gayreti sezilmektedir. Verdiği bilgilere ihtiyat kaydıyle bakmak gerek. 89 Karahisardaki şarki sancağında Milas nahiyesinde Lavis nam karyenin. Sene selase ve işrin ve mieteyn ve elf 1233-1807. Aynı ilçe, elimizdeki belgeye göre 1839'da kaza (ilçe) olmuştur. 50 N. S. Mayda 'nın, memleketin en yaşlısı Niyazi Baba ile Ordu 'nun geçmiş günleri etrafında yap¬tığı konuşmada Niyazi Baba aynı gerçekler üzerinde durmaktadır. A iti yıl önce, merhum Haydar Or, bugünkü eczanesinin temellerini attırırken eski yolun meyda¬na çıktığını görenlerden dinledim. Eski yol gelişigüzel döşenmiş olup genişliği iki metre kadarmış. Fırtınalı havalarda dalgaların bugünkü Cumhuriyet Alanı 'na kadar yayıldığını birçok yaşlıdan dinledim. Bu tehlikeyi önlemek için büyük yangından sonra şehrin birçok kısımları kumla doldurul¬muş. Bu sebepten eski yollar kumlar altında kalmıştır. Büyük yangından bir yıl önceki Ordu bu durumda idi. 1299 (1883)'te çı¬kan bir yangın, az zamanda gelişen Bucak'ı küle çeviriyor, yalnız birkaç taş bina kurtuluyor.92
" Hapsamana kazası müdürü hamiyetli Osman Ağa zide kadrııbu: Hapsamana kazasına tabi Ka-rahasan karyesinden Kadıoğlu Ömer hizmetinde bulunan üçbin ikiyüz bu kadar kuruş alacağının tahsili tarafımızdan ve Çamaşlı Devri Efendinin... merkumenin bu tarafı ishal ve ihzarı hususunda hizmet ehliyesiz. Dergâh-ı "Ali Kaymakam-ı liva Ordu 1264- 1848 92 Bu yangın olayım bilenler bugün aramızda mevcuttur. (1282 - 1866) da doğan ve yangında 15 yaşında bulunan Niyazi Baba diye diye saydığımız bu muhterem ihtiyar -iki yıl önce ölmüştür- bu yangı olayını N. Senih May da ile yaptığı konuşmasında şöyle anlatıyor: "Temmuz ayındayız. Tahıl civarında Hikmet Akten 'in mağazasının bulunduğu yerde o za¬manlar meşhur Pavli 'nin fırını vardı. Yangın bu fırından çıktı. Ramazan olduğu için Pavli, sabaha karşı kadayıfdökermiş. Fırın, kadayıf dökülen ocaktan ateş alıyor, fakat söndürülemiyor, çıra gibi yanıyor.
Yangın, herkesin uykuda bulunduğu bir saatte çıkmıştı. Çarşıda kimsecikler yoktu. Za¬ten halkın çoğu ve hükümet, Çambaşı 'nda idi. (Bu hususu inceledim: Ordu ve civarında pirinç ekildiğinden, batak olduğundan yazın havası sıtmalı imiş, bu yüzden hükümet her yaz, kadrosuyla, hatta hapisler bile yaylaya taşınırmış. Eldeki belgeler bunu göstermektedir.) Ateşin 963,* fırına bitişik sık ve ahşap dükkanlara geçmesi önlenemedi. Felaket öğleye doğru gittikçe büyüdü. Elde hiçbir kurtarma vasıtası yoktu. Ateş, bütün çarşıyı kaplamakta gecikmedi. Tam 24 saat süren bu yangından şimdiki parti binası, Şehir gazinosunun olduğu yerde yıkılan taş bina, İbrahimbey camii kurtulmuştu. Yangından az zaman sonra yanan yerlerde küçük tahta barakalar görülmeye başladı. Horasanyan adında bir mühendis geldi. Bu zat çarşının haritasını yaptı. Herkesin yerini göster¬di. " Niyazi Baba 'nın dediği bu harita Belediye dairesindedir. İpek kağıt üzerine yapılmış olup Vital Guinet'ye göre yangında önce 1882'deki Ordu, bugünkü tahıl pa¬zarı ve Sivas caddesinin büyük iskeleye ayrılan yol bölümüne kadar uzanırmış. Şehrin doğu kısmı ormanlık, çalılık, birçok yerleri bataklıkmış, bu bataklıklar sazlarla çevrili olup içinde yabani ördek avlarlarmış.
Vital'e göre yangından önceki Ordu'nun Rum, Pürifikasiyon, Sennikola, Müslüman, Ermeni, Protestan olmak üzere altı mahallesi varmış. Rum mahalle- ölçeği 1/500 'dür. Kenarındaki 22.x. 1883 tarihine nazaran yangından üç buçuk ay sonra düzenlen¬miştir. "Ordu'nun müceddeden inşa olunacak çarşının haritasıdır. "Adını taşıyan bu planda Trab¬zon vilayetinin o zamanki şef mühendisi HOROSANCIYAN imzası bulunmaktadır. Horasancıyan bu planında yeni kurulacak şehri üç ana cadde üzerine düzenlemiş: a. Hamidiye Caddesi, bu cadde Fidangor 'dan başlayıp Köprübaşı 'na kadar uzanan Sivas sonra Sadriaka adını taşıyan caddedir. Mesudiye 'nin tarihi ismi Milas 'tır, sonra Hamidiye - Abdülha- mit 'in ismine izafeten olsa gerek- adını almış, meşrutiyetten sonra bu isim bugünkü ada çevrilmiş¬ tir. Hamidiye ismi buradan gelmektedir. Bilahare Sivas adını alan bu caddenin imarında ilin eski valilerinden Sadri Aka 'nın büyük yardımı görüldüğünden memleket bu caddeye onun adını verdi. b. Sırrıpaşa Caddesi. Bugünkü postahane önünden Sadriaka caddesiyle birleşen cadde. Bu isim (1301-1885) de Ordu- Sivas yolunu açan Trabzon valisinin adıdır. c. Osmanpaşa Caddesi: Eczaneler arasından Tahıl 'in alt kenarından geçen cadde. Bu isim, Trab¬ zon 'da valilik yapmış, Jıaznedar ailesinden Osman Paşa 'nın adı olsa gerek. Kömürpazarı denilen yerden Çarşıbaşına uzanan Akyazı, Sadriaka caddesinden yük iskelesine ay¬rılan Trabzon, Ziya Tarakçı 'nın binası önünden Bülbül deresine giden Giresun caddeleri sonradan açılmıştır.
Horasancıyan, planında, adı geçen caddeler üzerinde yanan ve yanmayan binaları da göster¬miştir. Ordu 'ya bugünkü güzelliğini sağlayanın merhum Süleyman Felek olduğunu söylerler. Halbuki Süleyman Felek, matbu silsilenamelerinde yangından sonra (1299- 1883) de Ordu 'dan Sivas 'a kadar yapılacak yolda kafile memurluğunda bulunduğunu, Ordu Belediye Başkanlığına (1309-1893)te seçildiğini, bu vazifede sekiz yıl kaldığını yazar. Süleyman Felek 'in şehrin düzenine büyük yardımı dokunmuştur, fakat şehrin kurucusu değildir. Hizmetini sevgiyle anmak gerek. Ordu şehrine bugünkü güzelliğini sağlayan Horasancıyan 'dır. Şehir, onun çizdiği isabetli plan üzerinde gelişmiş, bugünkü şeklini almıştır. Şair Tıflı 'nın yazıları arasında elde ettiğim belediye meclisinden çıkmış (1301 - 1885) tarihini taşıyan tutanakta yangın yerlerinin temizlenmesinden ve çalışacak ameleye verilecek paradan bahsedilmektedir. O zaman belediye başkanı Katırcı Mustafa Ağa idi. Şehrin onarılmasında onun da hizmeti geçmiştir. Hürmetle anılmalıdır. sinde 175 ev olup 758 Rum'un, Pürifikasyon mahallesinde 297 ev olup yine 1709 Rum'un, Sennikola mahallesinde 210 ev olup keza 600 Rum'un (Bu Rumların hepsi Ortodoks'tur), Müslüman mahallesinde 210 ev olup 913 Müslüman'ın, Er¬meni (Gregoryan) mahallesinde 280 ev olup 1703 Ermeni'nin, Protestan (Rum ve Ermeni karışık) mahallesinde 49 ev olup 240 Protestan'ın oturduklarını yazar. Bu tabloya göre Ordu'nun mahalle kısmında 1161 ev olup bu binalarda 5293 kişinin bulunduğu neticesine varmış oluruz. Vital, kitabında o günkü Ordu'nun Perşembe, Bolaman, Sulubey93 Hap-samana,94 Espaça veya Hasti95 Adlarıyla beş bucağı bulunduğunu ve genel nüfu¬sun da 105 794 olduğunu kaydeder.96
Vital bu nüfusun bucaklara düşen kadın, erkek miktarını da şöyle göster¬mektedir:
Ordu'da (köyler dahil) 15681 kadın, 16415 erkek, Perşembe'de 85 66 kadın, 8643 erkek, Bolaman'da 6383 kadın, 6496 erkek, Sulubey'de 5494 kadın, 5676 erkek, Hapsamana'da 6577 kadın, 6748 erkek, Hasti'de 5206 kadın, 5461 erekek bulunduğunu kaydeder.
Vital bu miktara 240 konverti (dönme, muhtedi) ile sonradan gelen 8 000 muhaciri de ekleyerek Ordu'nun genel nüfusunu 105 794 olarak yazar. Bunlardan başka Vital, Ordu kazasının 309 köyü olduğunu, kaza sınırları içinde de 16458 ev bulunduğunu tetkiklerine eklemiştir. Vital, şehirde bulunan bina sayısını da yazmayı unutmamıştır. Kasabada 150 si yeni ve taştan yapılmış 500 mağazanın da bulunduğunu kaydeder. Vital, kazanın kültür durumunu da yazmayı ihmal etmemiştir. Kasabada sekizi erkek, ikisi kız olmak üzere on okul bulunduğunu üçünün Türk, dördünün Rum, ikisinin Ermeni, birinin de Protestan olduğunu yazar. Türk okullarının ikisi 93 Bazı belgelerde Ulubey ismine Sulubey diye rastladım. Amasya tarihi yazarına göre Sulubey, Karadeniz komutam imiş. Bu beyi bu izahla yakışık almaktadır. 94 Gölköy ilçesinin eski adıdır. Elde mevcut 1253 (1837) tarihli belgeye göre Hapsamana kazası¬ nın Karahisarşarki sancağına bağlı olduğunu, yine elde mevcut 1264 (1848) tarihli belgeye göre de Ordu livasının sınırları içinde bulunduğunu görüyoruz. Vital "in anlattığı tarihte Ordu'nun bir bucağı idi. 95 Aybastı bucağıdır. Halk arasında İbassa olarak söylenir. Hasti, bu kelimenin değişik şekli olsa gerek. '"'Bizde esaslı ilk nüfus sayımı 1927'de yapıldığından Vital'in gösterdiği rakamları ihtiyat kaydı ile kabul etmek gerekir. 108 özel, biri Rüştiye imiş.97 Rum okullarından üçü erkek, biri kızmış. Ermeni okulunun da biri erkek " Rüşdiye okulu şimdiki hükümet binasının bulunduğu yerde idi. İki katlı olup taştandı. 1870 de kaymakam İbrahim (Bey) tarafından yapılmıştı. (Şair Tıflı 'mn yazmaları arasında çıkan belgeden) Özel okulların ilk nerede açıldığı bilinmiyor. Yaşlılardan sordum, ilkokulun ilk defa Acemin kahvesi dediğimiz binada açıldığını, ondan sonra, bu binanın alt tarafında, köşe başında Hami ve Mehmet Karayaka 'lara ait binanın üstüne taşındığını, daha sonra bugünkü hükümet binasının yerinde bu¬lunan sıbyan okuluna naklettiği sonucuna vardım. n Karahisarışarki sancağına muzafa Hapsamana kazası kurasından Gölköyü nam karye haneda¬nından Şihman zade müteveffa elhaç Ali ağayı elhaç Abdullah nam sahibülhayrm kaıye-i mezkûr kurbunda nehr-i kebir kenarında... alâmet- i şerifeye itimat kılalar. Sene selâse ve hamsin ve mie-teynveelf 1253-1837
biri kızmış." Tek olan Protestan okulunun erkek veya kız okulu olduğuna dair bir kayıt yoktur. Yangından önceki (1883) Ordu bu durumda idi. Yangın şehrin istikbali için hayırlı bir dönüm noktası oldu. Küller soğumadan, az zamanda bugünkü Ordu'nun temelleri atıldı. Bu duruma göre şehrin tarihi -mahalleler hariç; yangın¬dan zarar görmemiştir- (1299- 1883) ten başlıyor demektir. 65 yıl içinde gelişen Ordu, her gün biraz daha genişlemekte ve doğu yönüne doğru yayılmaktadır.
Devamı Yarın 99 Bu okullardan biri, hapishanenin yanındaki yıkık binadır. Kitabesini kopya ettirerek bir Rum 'a okuttum. Bu okulun adı, Kotyora Rum Okulu imiş. 1868 de Kostantin İpsomindis tarafından ya¬pılmış. Yanındaki hapishane olarak kullanılan kilisede bir işaret bulunamadı. Okulun tarihinden pek az önce yapılmış olması muhtemeldir. Diğer Rum mektebi, elektrik fabrikası olarak kullanılan kilisenin yanındaki binadır. Her iki binanın ne zaman yapıldığına dair kesin bir kayıt yoktur. Üçün¬cü okul da bugünkü Güzelordu okulunun bulunduğu yerde idi, yananda bir de kilise bulunuyordu. Bu okul da eski binalardandı. Bugünkü özel lisenin bulunduğu bina Protestanlara aittir. Vaizhane olarak yapılmıştı. Ortodokslar bu binayı çekemediler ve günün birinde taşladılar. İki mezhep ara¬sındaki bu olay gittikçe büyüdü ve bağlı bulunduğu Trabzon vilayetine aksetti. Bunun üzerine vali Kadri (Bey) Rumların ileri gelenlerinden Hacı Kakulidis, Hacı Gorgor... gibi tanınmış kimseleri, gönderdiği Rüsumat vapuru ile Trabzon 'a celp etti ve neticede bu bine belediyeye devredildi. Buna karşılık Protestanlara şimdiki park ve kısmen Halkevinin bulunduğu bölge verildi. Burada Protes¬tanların bir okul, bir kilise, bir de öğretmenevi vardı. Taş bir hisar içinde bulunan kilise ve öğretmenevinin önemli bir kısmı Rus gemilerinin topuyla yıkılmıştır. Okul, yakın zamana kadar duruyordu. Bir aralık da ana mektebi ve ilkokul ol¬muştu. Parkın yapılması için her üç bina yıktırıldı. Rum kız okulunun nerede açıldığı, hangi binada öğrenime devam ettiği öğrenilemedi. Ermeni okulu ise bugünkü İsmetpaşa Okulu 'nun bulunduğu yerde idi. Onnik (Efendi) eserinde bu binanın zamanla eskidiğini yazar. Bunun üzerine kendi aralarında bir teşkilat yapan Ermeniler 1892 de bugünkü İsmetpaşa okuluna başlıyorlar ve dört yılda tamamlıyorlar. Ermeni kız okulu da bu okulun yanında imiş. Ermenilerin bir de kiliseleri vardı. Bu kilise Onnik (Efendi)nin verdiği izahata göre 1856 da yapılmıştır. Zamanla yıkılma tehlikesi gösterdiğinden eski valilerden B. Baran tarafından yıktırılmıştır. 100 Kaza-i mezkûr müdürüyle hademe-i sairesinin altmışdört (1264- 1848) senesi martından itiba¬ren şehriye kaza-i mezbur mal sandığına tahsis kılınan maaşları ber mucib-i balâ yalnız dokuz yüz seksen kuruş.

Oluşturma: 2010-07-19 17:42:32 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-19 17:42:32 Bu içerik 169 kez görüntülendi.
OFF ROAD KULÜBÜ ÜYELERİ - ÇAMBAŞI ŞENLİĞİ Devamını Oku »

ŞENLİKTE, OFF ROAD KULÜBÜ ÜYELERİNİN YARIŞLARI İLGİNÇ GÖRÜNTÜLER OLUŞTURDU
Kabadüz ilçesi Çambaşı Yayla Şenliği'nde Off Road Kulübü üyelerinin yarışları ilginç görüntüler oluşturdu. İki gün süren şenliğe, Vali Orhan Düzgün, AK Parti Milletvekili Enver Yılmaz Kabadüz Kaymakamı Dede Musa Baştürk Çambaşı Yaylası'na yapılması düşünülen Kayak Tesisi yerini inceledikten sonra katıldı. Vali Düzgün, yaylaların Karadeniz insanın hayatında önemli yeri olduğunu belirterek, ''Kültürel olarak yaylalar çok önemli. Yaylalarda yapılan bu tür şenlik ve etkinlikler ile insanlar bir araya gelerek dostluk bağları güçleniyor. Yapılan yarışmalar ile unutulan kültürler hatırlanıyor'' dedi. Karadeniz yaylalarına davet ettikleri insanları ağırlamak için çalışmaları olduğunu söyleyen Düzgün, kayak tesisi projesine işaret ederek, şunları söyledi:
DÜZGÜN: KISA SÜRE İÇİNDE TESİS HAYAT BULACAK
''Buralarda yaz kış yerli ve yabancı turistleri çekmek için kayak tesisi projesi var. Kısa süre içinde tesis hayat bulacak. Bunun dışında daha sonrasında yaylanın bu serin havası dolayısıyla futbolcular için kamp alanlarının yapılmasını planlıyoruz'' dedi. AK Parti Ordu Milletvekili Enver Yılmaz da Çambaşı Yaylası'nın ileride turist çeken bir yer olacağını ifade etti.
YILMAZ: KAYAK TESİSİ SON AŞAMAYA GELDİ
''Bizler belde başkanımla birlikte koordineli bir şekilde buraların altyapı çalışmalarını başlattık'' diyen Yılmaz, şöyle devam etti: ''Ordu Çambaşı karayolunun bazı bölümlerindeki keskin sert virajlar alındı. Eksik olan yerler ise kısa sürede bitecek. Kayak tesisi son aşamaya geldi. Tesis ile sağlıklı otel ve moteller yapılacak. Şenliğe katılan sizlere teşekkür ediyorum.'' Konuşmaların ardından çeşitli eğlenceler ve yarışmalar gerçekleştirildi. Çambaşı Yayla Şenliği'nde Ordu Off-Road Kulübü'nün ev sahipliği yaptığı yarış ilgi ile izlendi. Karadeniz Bölgesi'ndeki farklı illerden gelen ve yaylada 1 kilometrelik parkurda mücadele eden Off-Road Kulübü üyelerinin yarışları ilginç görüntüler oluşturdu

Oluşturma: 2010-07-19 17:36:42 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-19 17:36:42 Bu içerik 136 kez görüntülendi.
FINDIK İŞÇİLERİNİN ÜCRETLERİ Devamını Oku »

FINDIK İŞÇİLERİNİN ÜCRETLERİ BELLİ OLDU
Ordu Valisi Orhan Düzgün Başkanlığı’nda komisyon fındık işçilerinin ücretleri belirlendi. Ünye Ziraat Odası Başkanı İsmail Şirin işçi ücretlerinin 21 lira 60 kuruş ile 25 lira 50 kuruş arasında değiştiğini söyledi. 2010 yılı fındık hasadına yaklaşık 15 gün kaldı. Yaklaşan hasat öncesi fındık işçi fiyatları belirlendi. İşçi fiyatlarının Ordu Valisi Orhan Düzgün Başkanlığında oluşan bir komisyon tarafından belirlendiğini söyleyen Ünye Ziraat Odası Başkanı İsmail Şirin 13 yaşından küçük ve yaşlıların çalıştırılmayacağı fındık hasat işinde işçi fiyatlarının 21 lira 60 kuruş ile 25 lira 50 kuruş arasında değiştiğini, patoz saat ücretinin ise 90 lira olarak belirlendiğini vurguladı. Başkan Şirin; "07.07.2010 tarihinde sayın valimizin başkanlığında 2010 yılı fındık hasadında çalışacak işçilerin ücretlendirilmesi ile ilgili toplantıya katıldık. Sonuçlar da elimizde bulunuyor. Vali Beyimizden de onay alınmıştır. Sadece bizimle ilgili bölümlerini kamuoyuna paylaşalım. Bu maddeler:13 yaşından küçük ve çalışamayacak kadar yaşlıların çalıştırılmayacak. Cinsiyet ayrımı yapmadan 14-16 yaş arasına günlük 21 lira 60 kuruş. 16 yaş ve üzeri işçilerde ise yemek bahçe sahipleri tarafından karşılanmak üzere 22 lira 50 kuruş, yemek işçiler tarafından karşılandığı sürece 25 lira 50 kuruş olarak ödenmesine karar alınmıştır. Bu işçileri mutlaka evde bekleyen aşçıları ve çuvalcıları var. 10-15 kişilerin aşçılarına 35 lira. 15 üzeri olan aşçılara 40 lira. 10-15 işçinin çuvalcılığını yapan çuvalcılara ise 40 lira yevmiye. Çuvalcıya ise 45 lira ödemek durumundalar. Patoz saat ücretleri ise 90 lira olarak belirlendi. Ayrıca dayı başlarına götürdüğü işçi başına ek olarak 1 lira ücret verilecektir" diye konuştu. www.unyekent.com

Oluşturma: 2010-07-19 17:28:21 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-19 17:28:21 Bu içerik 189 kez görüntülendi.
FATİH ALTAYLI'NIN SÖYLEDİĞİ TAMAMEN YANLIŞ Devamını Oku »

Şahin, Haber Türk Gazetesinde çıkan “Doğulu fındık işçileri gelmesin” başlıklı haberi yalanladı:
ALTAYLI’NIN SÖYLEDİĞİ TAMAMEN YANLIŞ
Ordu Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Onur Şahin son günlerde kendisi hakkında Haber Türk Gazetesi’nde çıkan “Doğulu fındık işçileri gelmesin” başlıklı haberi yalanladı. Şahin, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın kendisiyle, ekonomi muhabiri aracılığı ile yaptığı telefon görüşmesi üzerine yayınlanan söz konusu haberin tamamen çarpıtıldığını iddia etti. “Söz konusu röportajın içerik ve cümle olarak bire bir benzeri 29 Haziran 2010 tarihli Cihan Haber Ajansında yayınlandı” diyen Şahin hukuksal hakkını kullanacağını söyledi. Bu haber üzerine açıklama yapan Şahin, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
HABERİN, VERİLMEK İSTENEN MESAJLA ALAKASI YOK
“13 Temmuz 2010 Salı günü Haber Türk Gazetesi Ekonomi Bölümünden bir bayan gazeteci ile telefon aracılığıyla Doğu ve Güney Doğu Bölgesinden gelen tarım işçilerinin sorunları ile ilgili yapılan röportajın son iki gündür Haber Türk Gazetesinde, röportajın bütününde verilmek istenen mesajla alakası olmayan, röportajın bütününden çekilerek oluşturulan bir metin kamuoyuna servis yapılarak olmayan bir sorun ve tartışma başlatılmak istenmiştir. Söz konusu röportajın içerik ve cümle olarak bire bir benzeri 29 Haziran 2010 tarihli Cihan Haber Ajansına verilmiş ve çeşitli basın ve yayın kuruluşlarında da aynı tarihte yayınlanmıştır.
ALTAYLI, HABERCİLİĞİN ETİK KURALLARINI İHLAL ETTİ
Röportajın bütününde Doğu ve Güneydoğu Bölgesinden gelen tarım işçileriyle bölgede bir sorun yaşanmadığı ve alınan tedbirlerle ilgili öncelikli bilgiler verilmiş, bu bilgilendirmenin sonunda da bölge de oluşan hassasiyet ve olumsuz gelişmeler devam etmesi durumunda bölgede olabilecek gelişmelere dikkat çekilmiştir. Maalesef Haber Türk Gazetesi ve köşesinde konuyu servis eden Sayın Fatih Altaylı röportajın bütününde anlatılmak istenen durumu dikkate almayıp ‘haber niteliği’ olacağını düşündükleri seçili cümleleri konuyla ilgili yapılan tek değerlendirme gibi servis ederek, haberciliğin etik kurallarını ihlal etmişlerdir.
ALTAYLI’YI, RÖPORTAJI TAMAMI İLE YAYINLAMAYA DAVET EDİYORUM
Haber Türk Gazetesini ve Sayın Fatih Altaylı beyi röportajın tek bir cümlesine dokunmadan ve kesmeden tamamını yayınlamaya davet ediyorum. Yayınladıkları takdirde tüm Türkiye o röportajın "biz fındık toplamak için gelen işçileri ekmeğimizde emeği olan insanlar olarak görüyoruz" cümlesiyle başladığını görecektir. O röportajda "Güney Doğu ve Doğu Anadolu' dan gelenlerle Karadeniz insanı arasında bir sorun yoktur. 10 yıldır fındık toplamaya geliniyor ve sorunsuz bir şekilde gidiliyor" cümlesini görecektir. Yine o röportajda "terör örgütü kendi insanına zarar vermeye devam ediyor. İş makinelerini yaktılar, kendi bölgelerine yatırım gelmesini engellediler. Şimdi de Karadeniz Bölgesinde hasat öncesi eylemlerini yoğunlaştırarak 1 aylığına fındık toplamak için gelen kendi insanının ekmeğini engellemek istiyorlar" cümlesini göreceklerdir.
YAPILAN, MESLEK ODAMA KARIŞ BİR SAYGISIZLIKTIR
Yapılan röportajdaki bu söylemler yok kabul edilerek endişelerimizle ilgili değerlendirmeleri o bölgenin insanına karşı bir tavır olarak kamu oyuna yansıtmak ve bunun üzerinden olmayan bir tartışmayı yaratmak Karadeniz insanına, şahsıma ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak temsil etmiş olduğum meslek odama karış bir saygısızlıktır.
HABER TÜRK GAZETESİNİN, YAKIŞMAYAN BU TAVRINI KINIYORUM
Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığım Ordu Ziraat Odası olarak Karadeniz bölgesinde ilk kez işçi talep sisteminin kurarak, İl dışından gelen işçilerin hiçbir yerde beklemeden doğrudan çalışacakları bahçelere gitmelerini sağlayan bir sistem kurduğumuz, kendi bahçelerimde de yıllardır bu insanlarımızla beraber çalıştığımız, o insanlarımızın rahat bir şekilde çalışmasını sağlayarak, bir problemleri olduğunda gece saat 11:00 dahi olsa Kaymakamlarla beraber çadırlarına giderek, sorunlarını dinlediğimiz ve İlimizde Valimizin Başkanlığında kurulan Tarım İşçileri izleme komitesinin bir üyesi olarak gelen işçilerimizin rahat etmesi amacıyla kolaylık tesisleri oluşturulması için yapılan çalışmalarımız ortadayken, Haber Türk Gazetesinin habercilik etiğine yakışmayan bu tavrını kınıyorum.
ALTAYLI’YA KIZMIYORUM
Burada Sayın Altaylı ya kızmıyorum. "Doğuluların ekmeğimizde emeği var" başlığını atmazdı! Zira tartışma ortamı yaratan bir haber niteliği olmazdı, işine geldiği cümleleri seçecek, olmayan bir tartışmayı verilmek istenmeyen mesajı yayınlayacak ki haber niteliği olsun! Biz Karadenizli insanlar olarak yıllardır Doğu ve Güney Doğu Bölgesinden gelen insanlarımızla sorunsuz yaşıyoruz. Yaklaşık 15 yıldır Doğu ve Güney Doğu Bölgesinden tarım işçileri bölgemize geliyor ve sorunsuz şekilde fındık toplayarak evlerine geri dönüyorlar. Bu dün böyleydi, bugün ve yarınlarda da değişen bir şey olmayacak. Bölgede bir sorun yaşanmaması için de endişelerimizi açık olarak ortaya koyuyoruz. Özellikle basın camiasının konuya duyarlı ve hassasiyetle yaklaşması çok daha önemlidir. Aynı konu ve kapsamı içeren bir röportaj, bir basın kuruluşunda "Doğuluların ekmeğimizde emeği var" başlığıyla çıkıyor, diğer bir basın kuruluşunda "Doğulu fındık işçileri gelmesin" başlığıyla çıkıyorsa bu konudaki özellikle Haber Türk ' ün basın sorumluluğunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.”

Oluşturma: 2010-07-16 11:51:58 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-16 11:51:58 Bu içerik 165 kez görüntülendi.
M.SITKI CAN'A ARMAĞAN Devamını Oku »

M. SIKTI CAN’A...

M. SIKTI CAN’A ARMAĞAN
ORDU İLİ TARİHİNE GENEL BAKIŞ
Tarihte Ordu ili, üzerinden birçok ulusların gelip geçtiği, savaştıkları ve nihayet yerleştikleri bir yurt parçası olarak yer alır. Coğrafi durumu, topraklarının verimli oluşu, güzel bir limana sahip bulunuşu, bu bölgenin mukadderatı üzerin¬de rol oynamıştır.
Siyasi met ve cezirler bu ilin sınırları içinde daima yer değiştirmiştir. Bugün ortada yalnız kıyı boylarına yerleşenlerin izleri mevcuttur. Fatsa ilçesi ya¬kınındaki Side yıkıntıları, Fatsa ile Vona burnu arasındaki Jason (Yason)50, Ordu 'nun 4 km "batısındaki KOTİYORA (Bozukkale) bunlardandır.
Merkez il Büben (Kılıçtepe) de, Gölköy, Mesudiye, Perşembe ilçeleri dahilinde birçok yıkılara rastlanır. Bu yıkılar ve yörelerinde bulunan paralar, bu bölgelerde bir takım insanların yaşadıklarını gösterir.
Ünye'nin Huvellez Dağı üzerinde Kenehor'da Zenik köyünde ve toz ko¬paran mevkide Helenistik devre ait mezarlar ve Kaleköyü'nde eski çağlara ait bir kale harebesi vardır.
Gölköy ilçesinde bir saat mesafede ve batı yönünde Kaleköyü Kalesi vardır.
50 Bu burun üzeri oldukça geniş bir düzlüktür. Üzerinde birçok kilise yıkıntıları vardır. En dikkate değer (Sen Andre ve Asompsiyon) manastırlarıdır.
Yason 'unyakın doğusunda SİLİS adını taşıyan küçük bir adcık ta vardır. Üzerinde HONYATadıyla bir kale yıkısı mevcuttur. Bu kale denizden 10-12 m yüksekliktedir. Orta yerinde bir sarnıç vardır. Adanın kıyıya uzaklığı 100 m kadardır. Halk arasında buranın adı Kilise Kalesi 'dir
Ordu ili yöresinde görülen ilk ulus M.Ö. 4 000 yıllarında Halis (Kızı¬lırmak) nehrinin geniş kıvrımı arasında hükümet kuran Eti'lerdir. Başkentleri olan Boğazköy'de yapılan son kazılar sonucunda bazı belgeler elde edilmiştir. Bu belgeler arasında Mısır Firavun'u ikinci Ramses'ten Eti hükümdarı üçüncü Hatusil'e hitaben yazılmış bir mektup ile onun cevabı bulunmuştur. Bu mektupta Mısır Kralı Ramses, Kadeş savaşı sonucunda (M.Ö. 1270) yapılan antlaşmaya dayanarak Hatusil'den Kızova (Samsun'un güneyi) ve İngalava ( Ünye yöresi) bölgesindeki demir ocaklardan kendisine demir verilmesini diliyor. Hatisil, oya¬layıcı sözlerle, bu ricayı yerine getirmiyor, yağmurlar çalışmaya müsaade eder, fırsat zuhur ederse göndereceğini vaat ediyor.
Bu duruma göre Etiler'in Ünye bölgesine kadar egemen oldukları anla¬şılmaktadır.
M.Ö. VIII-VII yüzyılları arasında Karadeniz kıyılarına ticaret maksadıy¬la, Yunan gemicilerinin yerleştiklerini görüyoruz. Bunlar önce Batı Anadolu kıyı¬larına, sonra yerleştikleri Sinop'a kadar yayılan Mileli'lerdi. Mileliler Sinop'tan sonra Amisus (Samsun) İnaos (Ünye), Side (Fatsa yakınında), Kotyora (Ordu yakınında), Kerasus ( Giresun), Tirapizus (Trabzon) şehirlerini kurarak geniş bir bölgeye yayıldılar. Yunan gemicileri kıyı boyu yerleşirken bu havali boş değildi. Giresun'un doğu yönünde Chlip'ler, batısında Mossynök'ler, Ordu ve yöresinde de Tibaren'ler adına Türk boyundan gelme uluslar vardı.
M.Ö. VII-VI yüzyılları arasında bütün Karadeniz kıyılarına Kimriler egemen oluyor. Anadolu'ya Kırım ve Trakya havalisinden geçip yayılan bu İskit Türkleri Sakarya ve Kızılırmak arasında Paflagonya (Kastamonu) bölgesini mer¬kez etmişlerdi.
M.Ö. VI yüzyıl sonlarına doğru bütün Anadolu Perslerin (İran) idaresi altına geçiyor. Bu suretle Pont51 bölgesi Perslere bağlı bir satraplık (Vilayet) du¬rumuna geliyor. Yarı bağımsız olan bu satraplığa Pont valileri irsen geçerlerdi.
M.Ö. IV yüzyıl sonlarına doğru, Büyük İskender'in krallığı zamanında (M.Ö. 336) Karadeniz kıyılarına Romalılar egemen oluyor. Fakat bu hâkimiyet çok sürmüyor. İskender'in M.Ö. 323'te ölümüyle imparatorluk parçalanıyor. Bu durumdan faydalanmayı bilen, ikinci Mitridat, Romalıları Pont'un bağımsızlığı¬nı mecbur ediyor. Bu suretle Ordu ve yöresi Pontlular’ın eli altına giriyor. Pont krallarının en ünlüsü olan Yedinci Midridat zamanında Pont’un sınırları oldukça genişliyor. Bu bağımsızlık uzun zaman devam ediyor.
M.Ö. 88-63 yılları arasında Pontlularla Romalılar arasında vukua gelen savaşlar sonucunda Pontlular yenilgiye uğruyor. Bu suretle Karadeniz kıyıları iki defa Roma İmparatorluğu’nun idaresi altına girmiş bulunuyor.
M.Ö. 47 yılında Midridat’ın oğlu Fernaz, Romalılar’ın iç durum bozukluğundan faydalanarak Pont’un bağımsızlığını sağlamaya çalışsa da Romalılar'la yaptığı savaşta başarısızlığa uğruyor. Yalnız Romalılar'ın izin ve müsaadeleriyle Pont'un bir kısmına (Kuzeydoğu yönü) bağımsızlık veriliyor. Polemon52 isminde bir prens teşekkül eden bu küçük krallığı yönetiyor. Bu kral¬lık Termudon'dan (Terme yakınında bir çay) Kolhit (Kafkasya bölgesi)'e kadar uzanıyordu. Bu suretle Ordu ve yöresi ikinci defa Pontlular'ın eli altına geçiyor. Pojemorf'un ismine izfeten Pont Polemonyak ismini taşıyan bu krallığın başına, Polemon ölünce oğlu İkinci Polemon adıyla geçiyor. Küçük olduğu için hükümeti annesi Pitodoris yönetiyor. İkinci Polemon (M.S. 63) yılında toprakla¬rını arzusuyla Romalılar'a terk ediyor. Bu bağışlama ile Pont Krallığı'nın birinci safhası sona eriyor ve Karadeniz bölgesine üçüncü defa Romalılar egemen olu¬yor.
Miladi 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesi üzerine 51 Kuzeyde Karadeniz, doğusunda Kafkasya ve Ermenistan, batısında Paflagonya, güneyinde Ka- patokya (Sivas ve Karaman cihetleri) ile çevrili bölgeye Pont kıtası demliyordu. Kapadokya 'dan ayrılmış bir kısımdı. Sahilde Trapizus, Giresun, Kotiyora, Side, Inaos, Temiskir (Terme), iç kısımda daAmasis (Amasya), Zela (Zile), Neosezara (Niksar)... gibi kolonileri vardı. 52 Fatsa yakınındaki Side şehri sonradan bunun ismine izafeten Polemonyom adını almış. Bolaman bu kelimenin biraz değişik şeklidir. Anadolu Doğu Roma İmparatorluğu'nun eli altına geçiyor. Bu bir isim değişikli¬ğinden ibarettir. Bu egemenlik uzun yıllar devam ediyor. Miladi XI. yüzyıl sonlarına doğru Selçuklular Bizanslarla (26. 7.2002) Malazgirt'te yaptıkları savaş sonucunda Romen Diyojen'i yenilgiye uğratarak doğu yönünden Anadolu'ya istilacı adımlarını atmış bulunuyorlar. Gün geçtikçe batıya doğru yayılan bu yeni devlet, Doğu Karadeniz Bölgesi'ni plan dışı bıraka¬rak kuzey ve güneyden kıyı boylarına kadar inip Doğu Roma İmparatorluğu'nu batı yönde sıkıştırmış bulunuyor. Doğu Karadeniz Bölgesi bir şerit halinde, Yeşil Irmak'a kadar Doğu Roma İmparatorluğu'nun bölünmüş bir parçası olarak kalı¬yor. Ordu ve yöresi bu şerit içindedir. XIII üncü yüzyıl başlarında Haçlı Orduları İstanbul'u ellerine geçirip bir Latin İmparatorluğu kurunca (1204), imparator Aleksi III, Trabzon'a kaçmaya muvaffak olmuş, orada ayrı küçük bir krallık kurmuştu. Bizanslılar Latin İmpa¬ratorluğu'nu devirip tekrar Bizans İmparatorluğunu kurunca (1261) Trabzon bu imparatorluğu tanıdı. Bu tabiiyetten ötürü Aleksi III'ün soyundan gelen prensler İstanbul Bizans İmparatorlarının emirleriyle krallık mevkiine geçtiler. Uzun yıllar bu havaliye egemen olan Trabzon Rum İmparatorluğu on-beşinci yüzyılın ortalarında (1461) Fatih'in Trabzon'u almasıyla tarihe karışmış bulunuyor. Bu suretle bu bölgenin ikinci ve son safhası da kapanmış oldu. Bu krallığın başına Aleksi IH'ten sonra 19 hükümdar gelmiştir. Sonuncu kral Davit Komen idi. Trabzon Rum İmparatorluğu'nun son günlerine doğru batı yönünden nüfusu azalmıştı. Onüçüncü yüzyılın ortalarına doğru Ordu ve yöresinde Bir Türkmen emareti türüyor53. Bu emarete, Trabzon İmparatorluğu'ndan bahseden tarihlerde Halipya54 emiri diye anılan Hacı Emir'di. Hacı Emir'in bağlı bulunduğu aşiret, Giresun'dan Terme'ye kadar uza-zanan kıyı boyunca yayılmıştı. Ordu ve yöresi bu emaretin idaresi altında idi55. Trabzom Rum İmparatorluğu'nun ikinci kurucusu Aleksi III, Türkmenler'in akınlarından pek bunalmıştı. Rahat nefes almak, korkusuz yaşamak için Türkmen Beyleri'yle dostluk kurmayı, hoş geçinmeyi düşünmüş, bunun için hemşirelerin¬den Teodora'yı56 1358 yılı içinde H. Emir'e vermişti. Bu evlenmeden altı yıl sonra H.Emir hastalanır. Bunun üzerine idareyi büyük oğlu Süleyman Bey'e terk eder. Fakat hastalığı geçince eski durumuna dönmek ister. Süleymen Bey bu işe yanaşmaz. Bu yüzden baba oğul arası açılır. Bu geçimsizliği haber alan Niksar Emir'i bu fırsattan yararlanmayı düşünür ve zaman kaybetmeden H. Emir topraklarına saldırır. Bu baskın üzerine baba oğlu etraftan yardım isteme zorunda kalırlar. En kuvvetli komşu Sivas Hâkimi Kadı Burhanettin Ahmet'ti. Süleyman duruma hâkimdi. İki defa Tacettin'i ters geri çevirmeye mu¬vaffak olmuştu. Tacettin'in üçüncü bir savaşa hazırlandığını haber alınca Kadı'ya elçi ve mektuplar göndererek yardım isteğinde bulundu. Kadı bu ricayı kabul etti ve Tacettin'e bir elçi gönderdi. Tacettin, Süleyman Bey'e dokunmayacağına dair söz verdi. Elçi Şeyh Yar Ali yolda idi, henüz Sivas'a dönmemişti. Tacettin Bey tekrar Süleyman Bey ülkesine saldırdı. Süleyman Bey Kadı'dan yardım gel¬meden Tacettin Bey'i üçüncü defa karşıladı ve saldırganı dar bir yerde sıkıştırıp öldürttü (1386)57. Bu olaydan sonra Süleymen Bey Kadı'ya daima saygı ve bağlılık gös¬terdi. Kadı Niksar'a gelince Süleyman Bey, kardeşini birçok değerli hediyelerle anına gönderdi. Kadı ailesinden bir kızın da nikâhla kabulünü Kadı'dan rica etti. Süleymân Bey bağımsızdı fakat K. Burhanettin Ahmet'in himayesini ka¬bul etmişti. Asil, nezih, aynı zamanda yiğit bir beydi. Bu beylik 1461 'de Fatih'in 53 Bunların bu bölgeye ne zaman ve nasıl geldikleri kesin olaral bilinmemektedir. Yalnız XIII yüzyı¬lın başlarında bu bölgede kesafet peyda ettikleri bilinmektedir. Anadolu'da Moğul sultası önemini kaybettikten sonra bunların faaliyete geçerek devlet kurduklarını kabul edebiliriz. 54 Bu kelime Anabazis 'te Chalip diye geçer. M. Ö. bu bölgede yerleşen bir kavim adıdır. Tarihler bu ulusun Türk boylarından olduğunu yazarlar. 55 Ünye ve havalisi Melaseno adında bir Rum asilzadesinin idaresi altında idi. Timur 'a vergi veri¬ yordu. Bu durum XVyüzyılın başlarına kadar devam etti. Bu bölgenin sonu hakkında kesin bir şey bilinememektedir. 56 Bazı kaynaklar H. Emir 'in Marya Komana 'yi aldığını, Teodora 'nın da yanında bulunduğunu yazarlar. 57 Aleksi III, kızlarından Otoksa’yı da Tacettin'e vermişti. Tacettin'in ölümü ile Otoksa'yi Bizans İmparatoru Yani Paleolog aldı. Trabzon'u almasıyla Osmanlılar idaresi altına geçti.58 Bu duruma göre Ordu ve yöresi on üçüncü yüzyılın başından on beşinci yüzyılın ortalarına kadar önce Trabzon Rum İmparatorluğu'nun, sonra H. Emiro-ğullarının idaresi altında bulunmuş oluyor.59 Bu bölümü yazarken faydalandığım eserler Eski Harflerle Mammer C.3. Çeviren: M. Ata Aşık Paşa Tarihi Sultan N. Han Sani Kırıtovolos Çeviren Karolidi Küçük Aysa, Ş.Teksiye, çeviren Ali Suat Kitabeler, İ. Hakkı Uzunçarşılı Tarih-i Alem, Süleyman Hüsnü Trabzon Tarihi, Ş. Şevket Kamus-ül-âlem, Ş. Sami Hayat Mecmuası, S. 12, H. Sadi'nin Hitit şehirleri adlı yazısı Tari Encümeni Mecmuası, cüz 27 Tevhit Bey'in yazısı Muhtelif tarihli Trabzon Salnameleri Yeni Harflerle Tarih (T.T. Kurumu'nun yayımı 1931) C. 1.11 Anadolu Beylikleri, İ.H. Uzunçarşılı Anabasis (Ksenofon'un eseri), çeviren H. Öre Kadis'ten Semerkant'a Seyahat (Klaviyo), Ç.Ö. Riza Doğrul Canik Beyleri, Kazım Dilcimen 58 Sultan Mehmet, Sinop 'tan sonra sahili takip etmedi. Hedefi Trabzon değil de Akkoyunlu Hane¬danı 'nın hükümdarı Uzun Hasan 'a komşu memleketler imiş gibi Amasya ve Sivas yönünden Erzu¬rum 'a giden yölu"tuttu... Bulgar Dağı semtinden Trabzon 'a indi. Sinop 'tan gemiler geldi, karaya asker çıkarttı. 28 kuşatmadan sonra Trabzon 'u aldı. Fatih, geldiği yoldan Bursa 'ya döndü. Trabzon hükümdarı Davit Komnen ve maiyetinde bulunanlara Karacasu civarında yıllık üçyüzbin gümüş sikke irat getiren bir kıtayı bahşetti. Bu anlatışa göre buralar Osmanlılara bağlılığını Trabzon 'un düşmesinden sonra gös¬termiş oluyor. H. Emir oğlulları Fanarakönce Akkoyunlulara, sonra Dülkadir Beyliğine sığınmış, bilahare Urfa ili dahiline yerleşmişlerdir. 591403 yılında İspanya kralı tarafından Timur nezrine gönderilen sefalet heyeti arasında bulunan Hanri III'ün vabeyincisi Klaviyo 1404 yılında Karadeniz 'den geçerken Ünye 'ye vardıklarını, Ünye ve ötesinin Melaseno adına bir Rum asilzadesinin hükmü altında olup Timur 'a vergi verdiği söy¬leniyor. Daha sonra Polemonyom (Bolaman) Santaniciyo (Bu yer, Bolaman Bucağının merkezi olan "Kale" dir.) adına bir kaleye yakın bir yerde demir attıklarım, daha sonra Türk topraklarına sığındıklarını, bu havalenin Erzamir adlı bir Türk Prensine tabi olduğunu, daha sonra Giresun 'a, müteakiben Tirebolu, Trabzon imparatorluğu 'na vardıklarını kaydeder. Bu Erzamir adı, H. Emir 'in sefirce yanlış kaydedilen ismidir. Beylik onun adiyle söylen¬diğine göre H. Emir 'in şöhretçe oğlu Süleyman Bey 'den üstün olduğu sonucuna varılır.

Oluşturma: 2010-07-16 11:40:12 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-16 11:40:12 Bu içerik 164 kez görüntülendi.
FINDIĞI SERBEST PİYASA KOŞULLARINA BIRAKMAK YANLIŞ Devamını Oku »

FINDIĞI SERBEST PİYASA KOŞULLARINA BIRAKMAK YANLIŞ”
Ordu Olay/ Serhan DEMİR
Ordu Ziraat Odası Başkanı Necat Avcı, fındığın serbest piyasa koşullarına bırakılmasının yanlış olduğunu savundu.
Avcı, fındık üreticisi lehine güçlü bir tablo oluşturmadan borsa sistemine geçerek, fındığı serbest piyasaya bırakmanın doğru olmadığını belirterek; “Fındığın serbest piyasaya bırakılması, hükümetin üreticiyi şirketlere karşı tamamen örgütsüz ve kalkansız bırakması anlamına gelir” diye konuştu.
Avcı, yaptığı açıklamalarda şunları söyledi:
FINDIK KADERİNE TERK EDİLMEMELİ
Serbest piyasa şartları yerine getirilmeden fındık kaderine terk edilmemeli çünkü serbest piyasa koşulları geçimini zor sağlayan üreticiyi seçeneksiz bırakır. Her ne kadar serbest fiyatı koşulları oluşturulmadan fındığın serbest piyasaya bırakılmasının doğru olmadığını söylesek de hükümet, serbest piyasada yüksek rekoltelerde üreticiyi koruyacak herhangi bir mekanizma oluşturmamıştır. Bunun adına serbest piyasa diyemeyiz. Çünkü strateji çıktıktan sonra geçen yıl, ulusal fındık konseyinin belirlemiş olduğu rekolte 401 bin tondu. Bu her zaman kaldırabileceğimiz bir rakamdır. Bu senede bu rakam çok yüksek olmamakla birlikte 590-600 ton gibi düşünülüyor. Bu eğer gerçekleşirse bu da her zaman Türkiye’nin uluslararası düzeydeki ve iç piyasa da kaldırabileceği düzeydeki bir rakamdır.
LİSANSLI DEPOCULUK BİR AN EVVEL OLUŞTURULMALI
Avcı, yeni fındık stratejisine göre üreticinin zarar etmemesi adına, güçlü örgütlenme ve lisanslı depoculuğun bir an evvel oluşturulması gerektiğinin altını çizerek şöyle devam etti: “Yeni fındık stratejisi döneminde güçlü örgütlenme ve lisanslı depoculuğun acilen oluşturulması gerekir. Bu stratejinin doğrultusunda lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsalarının oluşturulması ön görülüyordu. Bu öngörüyle alakalı Türkiye’de her hangi atılmış bir adım yok. Lisanslı depoculukla alakalı 100 Milyon Dolarlık bir yatırım ön görülüyor ve hedefleniyor. Bununla alakalı ne bir yatırımcı firma, ne bir yatırımcı kuruluş ne de bir sivil toplum diyalogu bu konuyla alakalı geliştirilmedi Türkiye’de. Üreticiye sahip çıkılması adına somut olarak atılmış adımlar yok iken üreticiyi yanlış beklentilerin içerisine sokmakta çok doğru bir yaklaşım değildir. Fındık fiyatlarının borsalarda belirleneceği gibi bir yaklaşımın merak konusudur. Ancak biz tabi üretici temsilcileri olarak üreticiyle birlikte borsaların oluşturacağı bir fiyatın her zaman arkasında oluruz.”
LİSANSLI DEPOCULUK GİBİ ÖNLEMLER, BİR ÖNCE HAYATA GEÇMELİ
Dolayısıyla bu rakam ve bu miktarın serbest piyasada oluşturacağı sürate aldanmamak lazım. Biz yüksek rekolteler yani 800-850 bin ton rekolteleri yaşayan bir ülkeyiz. Olası böyle bir rekoltede asıl serbest piyasanın ne olacağını o zaman görmemiz lazım.Dolayısıyla stratejinin de gereği olan lisanslı depoculuk gibi önlemlerin bir önce hayata geçmesi lazım. Bu sadece konuşarak zaman kaybetmekten öteye gidemedik.
LİSANSLI DEPOCULUKLA ALAKALI HÂLÂ SOMUT BİR ADIM YOK
Hala lisanslı depoculukla alakalı hâlâ somut bir gelişme olmamıştır. Aksi halde 800 bin tonluk veya 150 bin tonluk rekoltelerde yaşamış olsaydık serbest piyasada fındık inanılmaz fiyat düşüşlerinde olacaktı ve bu alanda da üretici koruyacak bir mekanizma oluşturmadığımızda, üretici inanın çok büyük mağduriyetler yaşayacaktı. Umarım stratejinin gereği olan lisanslı depoculuk ve bizim arzu ettiğimiz serbest piyasada üreticiyi koruyacak bir mekanizmayla ki bu uygulayıcı artırandır yoksa çok büyük mağduriyetler yaşayacaklar burada üretici. Bu da bölge için ve Türk fındığı için çok iyi sonuçlar doğurmaz.
FINDIĞIN İKİNCİ ALTERNATİFİ YOK
Ordu’da, fındığa alternatif olabilecek ürün olmadığını dile getiren Avcı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fındığa alternatif ürün olması konusunda, biz bu bölgede öteden beri iddialı bir cümlemiz var; Ordu’da fındığın alternatifi yine fındıktır ve ikinci bir alternatifi yoktur. Ancak tarım il müdürlüklerimizin desteği ile gerekse üreticilerimizin bu anlamda bu sektöre adapte olması münasebeti ile belki kivi üretimi bölgede çoğalmasıyla birlikte fındığın alternatifi hiçbir zaman olamaz. Çünkü orada bir kontrolsüz yoğunluk var. Kontrolsüz bir üretim var. Ben daha öncede bu konudaki kaygılarımı ifade ettim. Bu konudaki kuşkularımı ifade ettim. Bu şekilde devam ettiği sürece önümüzdeki süreçte fındık üreticileri mutlak suretle mağduriyet yaşayacak. Onun için biz gerek kiviyi gerekse başka ürünleri fındığa alternatif olarak düşünmektense, alternatif ürünleri fındığa yan destek olarak düşünürsek daha akılcı ve daha mantıklı bir söylem geliştirmiş oluruz. Bu anlamda fındığın tek alternatifi yine fındıktır, fındığın fındık dışında başka bir alternatifi yoktur.”
15 DEKARLIK BİR ALANDA BÖLGE İNSANININ KALKINMASI ÇOK ZOR
Türkiye’de, bil hassa Karadeniz Bölgesi’nde toprak çok değerli. Bu münasebetle de insanlarımız toprağını terk etmiyor ve arazilerimiz medeni kanuna göre bir türlü yapılamayan değişiklikler sonrasında da sürekli parçalanarak küçülüyor. Bu anlamda da bil hassa yine Karadeniz Bölgesi ortalama işletme büyüklüğü 13’le 18 dekar arasında gidip geliyor. Yani bunun ortalamasını alırsak 15 dekarlık bir işletme büyüklüklerimiz var. Bu anlamda takdir edersiniz ki 15 dekarlık bir alanda gerek fındıkla gerek alternatif ürünle kalkınmak ya da bu bölge insanının refahı ve kalkınması çok zor.
ÜRETİCİ POTANSİYELİMİZ YOK DENİLECEK KADAR AZ
Bir defa bunu fiyatla alakalandırsak yani fiyatla birlikte desteklemiş olursak bu gün 18 dekar ve ya da 15 dekar arazi üzerinde üretim yapan bir fındık üreticisi olarak misal üzerinden söylüyorum; Fındık 15 TL olsa o insanın sadece o ürünle geçinmesi çocuğunu okutması, evlendirmesi vs. dünyevi ihtiyaçlarını karşılaması çok zor. Onun içindir ki bizim bölgemizde bil hassa Karadeniz Bölgesi’nde fındık üretimi yapan üreticilerimizin birçoğu hatta hemen hemen hepsi başka işlerle iştirak ediyor. Kimi gurbete gitmiş fındığı bir yan gelir olarak düşünüyor, kimi insanımız kamuda özel sektörde oralarda çalışarak fındığı topladığı zaman ve alternatif ürünü topladığı zaman kendisine bir yan gelir olarak temin ederek hayatını idame ettiriyor. Yani bir türlü bizim arzu ettiğimiz veya dünya literatüründe olarak kabul ettiğimiz anlamda maalesef üretici potansiyelimiz yok denilecek kadar az.
ORDU’DA, BEKLENEN FINDIK REKOLTESİ 201 BİN TON
Ordu’da 220 Bin Hektar fındık alanımız var, bu yıl beklenen fındık rekoltesi 201 bin ton. Bu durum üretimin 100 kilonun altına düştüğünü gösterir. Oysa dünya geneli ve Avrupa ülkelerine baktığımız zaman fındık üretimi alan bazındaki dönümler verimi 300-350 kilo. Biz hala 100 kilonun altında verimlerle uğraşıyoruz. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi arazilerin işletmelerin parçalı ve küçük olmasıdır. İkinci önemli sebeplerden bir tanesi de üreticilerimizin sadece ürününe geçimini temin etmediğinin göstergesidir bu. Bizim insanımız gerçek manada 100 dönüm 150 dönüm arazide fındık üretimi yapsa gerçek manada bir çiftçi olarak davransa geçimini ve gelirini çiftçilikle devam ettirse inanıyorum ki dönüm bazında 100 kilonun altındaki verim 200 kilolara çıkacak bu da maliyetlerimize direk yansıyacağı için üretim sorumuzu ortadan kaldırmaya yetecektir.”
ALTERNATİF MAHSULLERİN VERİMİ DE GELİRİ DE AZ
Ordu’nun coğrafik yapısı gereği fındık ürünü dışında, alternatif mahsullerin veriminin az olduğunu belirten Avcı, sözlerini şöyle noktaladı: “Ordu’nun her türlü tarım ürününe elverişli olması varsayımı olsa da, coğrafik koşullar sebebiyle bu bölgede fındık üretiminden başka bir şey yapılamayacağını gerek bakanlık gerek sivil toplum örgütleri gerekse tarım il-ilçe müdürlükleri deklare ettiler. Çünkü coğrafi yapı olarak bu bölgelerde fındığın, alternatifinin olması ihtimali biraz zayıftır. Ancak bu durum, diğer ürünler hiç mi yetiştirilemez gibi algılanmamalıdır

Oluşturma: 2010-07-14 17:20:38 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-14 17:20:38 Bu içerik 135 kez görüntülendi.
ATATÜRK HAKKINDA ÇOK İLGİNÇ BİR OLAY Devamını Oku »

Yıl 1910..  

Fransızlar, yeni buluşları olan uçağı tanıtmak için bütün uluslardan katılımcıları ülkelerine davet ederler. Herkes şaşkın ve meraklıdır. Dönemin Osmanlı Hükümeti'ne de davet gönderilir. Hükümet, icatlara oldukça meraklı olan Ali Rıza Paşa'yı gönderelim, der. Pasa saraya çağrılır. Durum kendisine aktarılır. Davet iki kişilik yanına birini daha al, diye de eklenir.

Ali Rıza Pasa, biraz düşünür. Bir delikanlı var, onunla gidelim, der.  

Ali Rıza Pasa ve o delikanlı Paris'in yolunu tutarlar. Gösterinin yapılacağı alana gidilir. Uçman (pilot) son hazırlıklarını tamamlar. Montunu giyer, gözlüklerini takar. Uçak havalanır. Parendeler, taklalar, manevralar derken görkemli bir gösteri uçuşu gerçekleşir. Ardından uçak piste iner. Uçman alkışlar arasında uçaktan çıkar. Uçman ikinci gösterisini bir gönüllüyü de uçağa alarak yapacaktır. Ama buna cesaret gösteren çıkmaz.   O anda bizim delikanlı atılır. Uçman, "Tamam." der. Delikanlıya mont ve gözlük verilir. Bizim delikanlı montu giyer, gözlüğü takar. Tam uçağa yöneldiği sırada Ali Rıza Pasa, delikanlının kolundan çekip "Bu uçağa sen binme, başkası binsin." der. Delikanlı, "Neden?" diye sorar. "Kötü bir şey mi hissettiniz?" diye de ekler.

Ali Rıza Paşa, "Bilmiyorum ama sen yine de binme evlat." diye karşılık verir.

Sonuçta uçağa başkası biner. Uçak havalanır. Havada yine manevralar yapılırken uçak birden alev topuna dönüşerek piste çakılır. İki ölü..  

Delikanlı şaşkınlık içinde paşaya bakar. Paşa gururludur, yol arkadaşının hayatını kurtardığı için de mutludur. Ama bir başkasının ölmüş olmasından da üzgündür.

Ancak paşanın mutluluğu aslında o anda bilmese de çok büyüktür. Çünkü kurtardığı tek bir insan değil aslında dolaylı olarak bir ulustur. 

Çünkü o delikanlı Mustafa Kemal'dir.

Oluşturma: 2010-07-13 16:14:59 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-13 16:14:59 Bu içerik 208 kez görüntülendi.
HEM ÜNİVERSİTEMİZİ HEMDE HASTANEMİZİ DAHA İLERİLERE TAŞIYACAĞIZ Devamını Oku »

 ODÜ Rektörü Prof. Dr. Kefelioğlu:
HEM ÜNİVERSİTEMİZİ, HEM HASTANEMİZİ DAHA İLERİYE TAŞIMA HEDEFİMİZ SÜRÜYOR
Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Kefelioğlu, Sağlık Bakanlığı ile yaptıkları protokol gereği Boztepe Devlet Hastanesi'nin ODÜ Eğitim, Araştırma ve Uygulama Hastanesi olarak da hizmet vereceğini anımsatarak, ''Hem üniversitemizi, hem hastanemizi daha ileriye taşıma hedefimiz sürüyor'' dedi.
Rektör Kefelioğlu, beraberinde ODÜ Tıp Fakültesi Dekanı Hulusi Gürel ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeki Bostan'la birlikte Ordu Gazeteciler Derneğini ziyaret etti. Ziyarette Rektörlüğe gelişinin 3. ayında Boztepe Devlet Hastanesi binasının ortak kullanıma açılması için üniversite olarak talepte bulunduklarını ifade eden Kefelioğlu şöyle konuştu:
AKADEMİK ANLAMDA SAĞLIK HİZMETİ VERECEĞİZ
''Birkaç gün önce Sağlık Bakanlığı ile yaptığımız protokol ile artık bu talep resmiye bürünmüştür. Boztepe Devlet Hastanesinin ismi artık T.C Sağlık Bakanlığı ODÜ Eğitim, Araştırma ve Uygulama Hastanesi olarak değişmiştir. Artık bu hastanede gerek şu anki değerli hocalarımız, gerekse de yeni gelecek hocalarımız akademik anlamda sağlık hizmeti vereceğiz. Bundan dolayı hem Ordu hem de bizler çok mutluyuz. Büyük çabalarımız sonuç verdi. Hem üniversitemizi, hem hastanemizi daha ileriye taşıma hedefimiz sürüyor. Ben bu hastanenin Ordululara ve tüm ulusumuza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.''
Rektör Kefelioğlu ayrıca yaşanan süreçte kendilerine destek olan herkese teşekkür etti. ODÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hulusi Gürel ise ortak kullanıma açılan söz konusu hastanedeki uygulamaların Sağlık Bakanlığı ve ODÜ tarafından ortaklaşa yürütüleceğini dile getirdi.
Eğitim ayağını tamamen üniversite olarak kendilerin yürüteceğini vurgulayan Gürel, ''Bu bir başlangıcın ifadesi aslında. Bu protokolün nasıl işleyeceği yakın zamanda çıkarılacak bir yönetmenlikle belli olacak. Bizim açımızdan baktığımız zaman acil bir ihtiyacımız karşılanmış durumda. Tıp Fakültesi'nin gelişmesi aşamasında işimize yarayacak bir süreç olacaktır'' diye konuştu. -AA

Oluşturma: 2010-07-13 11:05:36 Devamını Oku »
Düzenleme: 2010-07-13 11:08:38 Bu içerik 185 kez görüntülendi.
1 / 145 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 40 70 110 140 > >>
Sayfadaki Kayıt Sayısı: 
USD 1,5106
EUR 1,9272
GBP 2,3201
JPY 1,8015
 Ordu'da Hava Durumu
Gelişmelerden Haberdar Olun
Tüm hakları saklıdır. 2007 © Ordu Kültür Derneği EnerjiDizayn.COM & EgeDataCenter.NET